1 Ekim 2013 Salı

vasiyet

  
Tekrar buradayım.  İzmir’in en concon çocuklarına verdiğim eğitim maceramdan sonra tekrar buraya döndüm.  Belediyenin maddi durumu kötü olan çocuklara eğitim , kendine rant, biz garip öğretmenlere iyi maaş sağladığı bu kasvetli yere… 

SBS denilen liselere giriş sınavlarına hazırlanan Yamanlar, ve Cengizhan çocuğu 15 yaşımda öğrenciklerimle neler paylaşmıyoruz ki o kırk dakikalık kısıtlı zamanlarda… Pek seviyorlar tabi, Sagopa Kajmer’in bütün sözlerini tahtaya yazmakta beis görmeyen, testlerde iyi netler çıkarana “ intense” ısmarlayan tuhaf “Türkçe  öğretmenlerini”. “Hocam çok başkasınız siz…” cümlesini ürkek seslerle kuruyorlar. Her tarafında dövme olan, “cigara” kullanan ağabeylerini, karıştıkları kavgaları, mahalledeki çocukları anlatırken… “Dövme bende de var , ama siz sakın yaptırmayın, ben çok sonra yaptırdım hem..” diyorum.  “Uyuşturucu kullanan, sürekli cigara içen arkadaşlarım da oldu; ama çok kötü bakın…” derken tanıdık selamları gönderiyorum. Tahtaya Sago’nun sözlerini yazıp cümlenin öğelerini buluyoruz sonra.

koştuğum bu yolda yarımı sonladım ve kocaman adama döndüm 
sanma çok telaşlıyım, durgunum biraz, solgunum yüzüm, bitkinim ufaklık sen de gel peşimden amma çok çalış duvarda yazmaz her kural yumruk yersin yılma kalk, dayan
 bu abla yerle çok sevişti düşmek hiç ayıp değil, kalkmasını bil
 ve acele et şu gözyaşını sil "


Sevişmek sözcüğüne takılıp gülüyorlar çokça. Onun işteş bir eylem olduğundan bahsediyorum. “Yani bakın çocuklar,  o öyle değil; babaannem de der benim; ‘Dedenle  biz sevişerek evlendik…Anlamı, karşılıklı birbirimizi severek. Bul-uş-mak, gör-üş-mek, tanı-ş-mak gibi…Hem öpüşün, barışın demiyor muyuz?”

“Sevişmek işteş bir eylemdir!” cümlesini tekrarlayasım geliyor sonra küçük esmer kızlara. Adları Rojda, Mizgin, Berfin olan, İzmir’e doğu illerinden göç etmiş,  bu küçük esmer kızları meslek liselerine yönlendiriyorum her defasında. Aileleri üniversiteye gönderirken sevişmenin işteşliğini hiçbir zaman anlamayacak çünkü. Uzak şehirlere gittiklerinde çok zorlanacaklar çünkü. Eğitimin maddiyatla olan ilgisini anlamayanlar en iyi üniversitelerin en iyi bölümlerindeki öğrencilerin ailelerini incelemeye tabi tutsunlar. Sonucu ben daha iyi biliyorum: İyi aile eşittir, iyi eğitim. E tabi, “Duvarda yazmıyor her kural.”

buraya kadar geldim 27 adım 
takma kendimden can sıkıntım 
önceden beridir bir ölüm takıntım 
bunu da yüzüme vurmasınlar 
sade evde yüzüm asık, dışarda sempatik takıldım"


 27 Yaşımda olduğuma inanmıyorlar, onlar pek. Sago’nun bu şarkıyı 27 yaşında yazdığını anlatıyorum. Sonra da 27’liler klübünden, Jimi Hendrix’ten, Janis Joplin’den, Kurt Cobain’den, Amy Winehouse’dan dem vuruyorum. Bir tek Amy tanıdık geliyor onlara. Hepsinin 27 yaşında intihar ettiklerini söylüyorum. Şaşırıyorlar. Ekliyorum sonra;  Sagopa’nın Fars Dili ve Edebiyatı okuduğunu… 1988 Öss’de Türkiye sözel birincisi olduğunu… “Bakın, böyle bizim gibi olup çok güzel şeyler yapan insanlar da var!” alt metninin altını defalarca defalarca çiziyorum. Anlattıklarımı seviyorlar. Dersin sonraki kısımları hep sessizlik ve hepsinin parmağı havada halde geçiyor.

"az önce doğdum
halatım yirmi yedi boğum 
sele gitti ağustosum 
vasiyet etmek istedim şarkılarımı kızıma 
hep sonunda kendimi vurdum. 
şarjörü doldurdum "



  “Hocam , ben sizin kardeşiniz olayım…” diyor kızlardan biri. Vasiyet etmek istediğim sözleri söylemiyorum ona. Öğrencilere vasiyet ettiğim güzel şeylerin olup olmadığını düşünüyorum, bir de hiç doğmamış kızıma vasiyet edemediklerimi…


4 yorum:

  1. Ne güzel bi öğretmensin sen! Adımların çok olsun, öğrencilerin bol olsun...

    YanıtlaSil
  2. böyle bir öğretmenim olmasını ben de isterdim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) yok vallahi ben pek emin değilim.

      Sil